C harfiyle başlayan kelimeler
| Kelime | Köken | Anlamı | Öz Türkçe karşılığı | Açıklamalar |
|---|---|---|---|---|
| cam | Farsça cām | 1. Soda veya potas katılmış silisli kumun ateşte eritilmesiyle yapılan sert, saydam ve çabuk kırılır cisim; sırça 2. Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapılmış; sırça 3. 343 pencere 4. kadeh |
“Bu nedenle orta şiddette fırlatılan bir taş araba camında sadece örümcek ağına benzer çatlaklara yol açıyor.” — Deniz Dinçer “Tıraşa başlarken biri büyük, biri küçük iki örtü alırdı, cam dolabından.” — Necati Cumalı “Camın önündeki masaların hemen arkasındaki yere oturup kalıyorum.” — Sait Faik Abasıyanık |
|
| cem | Arapça cemʿ | 1. Bir araya getirme 2. çokluk 3. toplama |
çokluk, toplama | “Haymana'da ayrıca kuvvet cemine teşebbüs ettiler.” — Atatürk |
| cep | Arapça ceyb | 1. Genellikle bir şey koymaya yarayan, giysinin belli bir yeri açılarak içine yerleştirilen astardan yapılmış parça 2. Trafiği kolaylaştırmak, araçların durabilmesine olanak sağlamak için yaya kaldırımları veya şehirler arası yolların kenarlarında bulunan taşıt yanaşma yeri 3. cep telefonu 4. Savaş alanının bir yerinde düşmanın geriletilmesiyle ortaya çıkan taktik durum; çökertme (I) 5. Otomobil yarışlarında arabalarının yarışa başladıkları nokta |
“Bayramın her günü gelirler, ellerini ceplerine sokarak dolaşırlardı.” — Ayla Kutlu “Sonra beni cepten aradı, hemen gel dedi.” — Metin Savaş |
|
| ceviz | Arapça cevz | 1. Cevizgillerin örnek bitkisi olan, uzun ömürlü, gövdesi kalın, kerestesi değerli, yurdumuzda çok yetişen ağaç (Juglans regia) 2. Bu ağacın kerestesinden yapılmış 3. Bu ağacın dışı kabuklu, içi yağlı ve nişastalı yemişi; koz |
“Dikiliyor ansızın karşıma / Boynum kalınlığındaki ceviz.” — Orhan Veli Kanık “Yedekleri ise ceviz dolabın alt tarafına kaldırılmıştı.” — Necati Cumalı “Cebimdeki paranın yarısını ayırıp avuç avuç ceviz alıyorum, sevinçle dolduruyorum ceplerimi.” — Reha Mağden |
|
| cin | Arapça cinn | 1. Dinî inanışa göre duyularla kavranamayan, insanlar gibi irade ve anlama yeteneğine sahip, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan yaratık 2. Masallarda göze görünmeyen, türlü biçimlere girebilen, iyilik de kötülük de yapabilen yaratık; ecinni 3. Akıllı, zeki, uyanık kimse |
“Nasıl bir adam gelecek, cin midir, peri midir, şu gelecekler kimlerdir diye bekliyoruz, insanoğlu hep bekler.” — Yaşar Kemal “Bu cinler insan etini yiyip kanını içiyor, bağırsaklarını vücutlarına dolandırıyorlardı.” — Murat Uraz |
|
| cüz | Arapça cuzʾ | 1. Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri 2. fasikül 3. Kur'an'ın bölünmüş olduğu otuz parçadan her biri |
“O sene ramazanda Hacı Efendi'nin bacısı Lütfiye Hanım'a da ben cüz okudum.” — Süleyman Ateş |