M harfiyle başlayan kelimeler
| Kelime | Köken | Anlamı | Öz Türkçe karşılığı | Açıklamalar |
|---|---|---|---|---|
| mecelle | Arapça mecelle | 1. Kitap, mecmua, risale vb. yayınlar 2. Fıkıh hükümleriyle bu konudaki türlü içtihadı bir araya getiren, Tanzimat'tan sonra hazırlanmış olan, yasa yerine kullanılan eser |
||
| melce | Arapça melceʾ | sığınak | sığınak | |
| men | Arapça menʿ | 1. yasaklama 2. Engel olma |
yasaklama | |
| meşe | Farsça bīşe | 1. Kayıngillerden, yaz kış yapraklarını dökmeyen türleri de bulunan, kerestesi dayanıklı bir orman ağacı (Quercus) 2. Bu ağaçtan yapılan |
||
| mevhibe | Arapça mevhibe | Bağış, vergi, ihsan | “Bu, sanatımın bana bahşettiği bir mevhibedir.” — Sait Faik Abasıyanık | |
| mevize | Arapça mevʿiẓe | 1. vaaz 2. öğüt |
öğüt | “Bu mevizeden sonra Alpaslan, hiçbir muhayyilenin tasavvur edemediği bu mehabetli manzaraya bir güneş azameti ile baktı.” — Ahmet Hikmet Müftüoğlu |
| mevzi | Arapça mevżiʿ | 1. yer 2. Askerî birliğin savaş sırasında savunma tedbirleri alarak yerleştiği yer |
yer | “Ne olursa olsun, bizim vazifemiz cephaneyi topçu mevzilerine yetiştirmektir.” — Aka Gündüz |
| mevzii | Arapça mevżiʿī | 1. bölgesel 2. yerel |
bölgesel, yerel | “Şark taarruzu, Alman taarruzu, ha bugün, ha yarın derken her şey kendi kendisine, mevzii bir müdafaa veya mevzii bir taarruz, mevzii bir tedbir veya mevzii bir mukabele yüzünden tam manasıyla inkişaf devresine girmiş bulunuyor.” — Necip Fazıl Kısakürek |
| meze | Farsça meze | 1. İçki içilirken yenilen yiyecek 2. Eğlendiren şey |
“Salatayı, peyniri yenilediler. Bu kadar mezenin yenilip bu kadar içkinin içilmesi gene de bir saat sürmedi.” — Necati Cumalı | |
| mir | Farsça mīr | 1. komutan 2. Bey, emîr. mirim “beyim, aziz dostum, arkadaşım” anlamlarında bir seslenme sözü |
komutan | “Hızır Bey, mirim, çoktan beri göründüğünüz yoktu.” — Vâlâ Nureddin |
| mül | Farsça mul | şarap | “Karşıyaka'da İzmir'in gülü / Seyran ediyor elinde mülü” — Halk türküsü | |
| mülk | Arapça mulk | 1. Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal 2. Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer veya yapı 3. ülke |
ülke | “Adalet mülkün temelidir.” |