Sözlükte 101 kelime var · son eklenenler

KelimeKökenAnlamıÖz Türkçe karşılığıAçıklamalar
cam Farsça cām 1. Soda veya potas katılmış silisli kumun ateşte eritilmesiyle yapılan sert, saydam ve çabuk kırılır cisim; sırça
2. Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapılmış; sırça
3. 343 pencere
4. kadeh
“Bu nedenle orta şiddette fırlatılan bir taş araba camında sadece örümcek ağına benzer çatlaklara yol açıyor.” — Deniz Dinçer
“Tıraşa başlarken biri büyük, biri küçük iki örtü alırdı, cam dolabından.” — Necati Cumalı
“Camın önündeki masaların hemen arkasındaki yere oturup kalıyorum.” — Sait Faik Abasıyanık
buut Arapça buʿd boyut boyut
billuri Arapça billūrī 1. Billura benzer, billur gibi
2. Billurla ilgili
3. Billurdan yapılmış olan
“Bu taze kadın sesleri öyle güzel, billuri, ilahi duyulurmuş ki bunları hep birden dinlemek, deniz kızlarını işitmek kadar tesirli olurmuş.” — Abdülhak Şinasi Hisar
billur Arapça billūr 1. Bazı cisimlerin bazı fiziksel etkiler altında aldıkları veya doğal olarak bulundukları geometrik biçim
2. Bir maddenin atom veya moleküllerinin art arda tekrarlanmasından ve belirli bir kurala göre sıralanmasından meydana gelen, simetrik olarak birleşmiş düz satıhlar biçimindeki katı madde; kristal
3. Bu maddeden yapılmış
4. Duru, temiz ve akıcı olan
5. Çok berrak ve pürüzsüz, parıltılı, ışıklı olan
6. koç yumurtası
koç yumurtası “Gece nemli geçerse suyunu yitiren tuz billurları yeniden su alır ve hacmi genişler.” — İbrahim Sarı
“... tavandaki avizenin billurlarında bir an sessiz sedasız çınladıktan sonra kaybolan o vapur ışıkları gibi bütün ömrünü ışığa, renge, şiire boğacaktı.” — Ahmet Hamdi Tanpınar
“Su sesi ve kanat şakırtısından / Billur bir avize Bursa'da zaman” — Ahmet Hamdi Tanpınar
bende Farsça bende köle köle “Aynı zamanda, bu has ve vefakâr bendesine mim koymuştu.” — Yakup Kadri Karaosmanoğlu
bel Farsça bel Toprağı aktarmaya veya işlemeye yarayan, uzun saplı, ayakla basılacak yeri tahta, ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarım aracı; dürü (II)
behime Arapça behīme Dört ayaklı hayvan “Bu sefil, kalpsiz, hissiz, behimeyi andıran halka, gördüklerini naklettiler.” — Yahya Kemal Beyatlı
bedenen Arapça bedenen 1. Beden bakımından
2. Beden gücüyle
“Babam okumasız yazmasız bir taşeron olduğu için hem işçilerin yevmiye defterlerini tutar hem de işlerine bedenen yardım ederdi.” — Feridun Andaç
beden Arapça beden 1. İnsan ve hayvan vücudunda baş, kol ve bacaklar dışında kalan bölüm; gövde
2. Giysilerde ölçü
3. Kale duvarı
“Yemen halkı yaz günlerinde bedenlerini serinletmek için kabuğu kaynatıp içerler.” — Salâh Birsel
bed Farsça bed 1. kötü
2. çirkin (ses)
kötü, çirkin (ses)
ayıp Arapça ʿayb 1. Toplumun ahlak kurallarına aykırı olan, utanılacak durum veya davranış
2. bozukluk
3. Utanç veren
bozukluk “Bu ayıbı işleyenlerle birlik olmayı bir türlü kibrime yediremiyorum.” — Yakup Kadri Karaosmanoğlu