Sözlükte 94 kelime var · son eklenenler

KelimeKökenAnlamıÖz Türkçe karşılığıAçıklamalar
zem Arapça ẕemm yerme yerme
yek Farsça yek bir bir
vuku Arapça vuḳūʿ oluş oluş
vehim Arapça vehm kuruntu kuruntu “Onlar bu vehimle ellerinden gelse / Rüyalara sansür koyacaklar bir gün” — Arif Nihat Asya
tıp Arapça ṭibb Hastalıkları iyileştirmek, hafifletmek veya önlemek amacıyla başvurulan teknik ve bilimsel çalışmaların tümü; tababet “Tıp öğrencileri morglarda katı kalpli olurlar.” — Cemil Meriç
tulu Arapça ṭulūʿ Güneşin doğması, doğuşu
tul Arapça ṭūl 1. boylam
2. uzunluk
boylam, uzunluk
tin Arapça ṭįn incir
sır Arapça sirr 1. Varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey
2. Aklın erişemediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey; giz (I), gizem, raz
3. Bir işin, bir şeyin dikkat, yetenek, deneyim ve sezgi yardımıyla kavranabilen en zor, en ince yanı
4. Bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem
“Bu bahçede açılan her gonca / Sırlar açıyor yerden gökten” — Turan Oflazoğlu
selef Arapça selef Bir görevde, meslekte kendinden önce bulunan ve yerine geçilen kimse; öncel, halef karşıtı “Selefleri bu yolda bir sürü tedbir almışlar fakat tam muvaffak olamamışlardır.” — Necip Fazıl Kısakürek
sele Arapça selle Yayvan, genişçe sepet “İş önlükleri bağlandı, sele denilen hasır sepetlerle tarlaya dalındı.” — Orhan Kemal
sel Arapça seyl 1. Sürekli yağan yağmurdan veya eriyen kardan oluşan, geçtiği yerlere zarar veren taşkın su; su taşkını
2. Hareket hâlindeki büyük kalabalık
3. Etki ve iz bırakan güçlü durum veya davranış
4. yoğunluk
yoğunluk “Ellerinde çantalı, küçük yiyecek paketleri, kadınlı erkekli bir memur seli, Ulus Meydanı'na doğru akıyor.” — Necati Cumalı
“Bu duygu seli alıp çalkalamaya başladı dünyayı. Bir duygu seli sardı tüm arzı.” — Alper Aksoy
“Yüzüne baktığım zaman bir ışık selinin ondan bana doğru aktığını hissettim.” — Emine Işınsu
rıh Farsça rīg Yazıdaki mürekkebi kurutmak için dökülen çok ince ve renkli bir kum türü
pey Farsça pey güvenmelik güvenmelik “Pey vermek. Pey almak.”
nim Farsça nīm yarı yarı “Nim resmî.”
nem Farsça nem 1. Havada bulunan su buharı
2. Hafif ıslaklık; rutubet
nedbe Arapça nedbe Yara izi
mir Farsça mīr 1. komutan
2. Bey, emîr. mirim “beyim, aziz dostum, arkadaşım” anlamlarında bir seslenme sözü
komutan “Hızır Bey, mirim, çoktan beri göründüğünüz yoktu.” — Vâlâ Nureddin
meze Farsça meze 1. İçki içilirken yenilen yiyecek
2. Eğlendiren şey
“Salatayı, peyniri yenilediler. Bu kadar mezenin yenilip bu kadar içkinin içilmesi gene de bir saat sürmedi.” — Necati Cumalı
mevzii Arapça mevżiʿī 1. bölgesel
2. yerel
bölgesel, yerel “Şark taarruzu, Alman taarruzu, ha bugün, ha yarın derken her şey kendi kendisine, mevzii bir müdafaa veya mevzii bir taarruz, mevzii bir tedbir veya mevzii bir mukabele yüzünden tam manasıyla inkişaf devresine girmiş bulunuyor.” — Necip Fazıl Kısakürek
mevzi Arapça mevżiʿ 1. yer
2. Askerî birliğin savaş sırasında savunma tedbirleri alarak yerleştiği yer
yer “Ne olursa olsun, bizim vazifemiz cephaneyi topçu mevzilerine yetiştirmektir.” — Aka Gündüz
mevize Arapça mevʿiẓe 1. vaaz
2. öğüt
öğüt “Bu mevizeden sonra Alpaslan, hiçbir muhayyilenin tasavvur edemediği bu mehabetli manzaraya bir güneş azameti ile baktı.” — Ahmet Hikmet Müftüoğlu
mevhibe Arapça mevhibe Bağış, vergi, ihsan “Bu, sanatımın bana bahşettiği bir mevhibedir.” — Sait Faik Abasıyanık
men Arapça menʿ 1. yasaklama
2. Engel olma
yasaklama
melce Arapça melceʾ sığınak sığınak
mecelle Arapça mecelle 1. Kitap, mecmua, risale vb. yayınlar
2. Fıkıh hükümleriyle bu konudaki türlü içtihadı bir araya getiren, Tanzimat'tan sonra hazırlanmış olan, yasa yerine kullanılan eser
lük Farsça luk Boyacılıkta kullanılan Hint zamkı
lef Arapça leff İçine sokma
kıt Arapça ḳaḥṭ 1. İhtiyaca yetmeyecek kadar az, bol (II) karşıtı
2. Az, yetersiz (duygu, söz vb.)
“O devirde bizim gibi henüz askere gitmemiş şoförler çok kıttı.” — Aka Gündüz
“Sözü kıt bir adamdı.” — Halikarnas Balıkçısı
kül Arapça kull bütün bütün “Bir asırdan beri şiirimizi bir kül olarak göz önüne getirince bu misal canlanmaz mı?” — Yahya Kemal Beyatlı